Perşembe , Kasım 26 2020

Mecelle’nin İlk 100 Maddesi – Kavâid-i Külliye

BİRİNCİ BÖLÜM

Fıkhın tarifi, fıkhi meselelerin dallarının beyanı ve Mecelle’ye dair malumat hakkındadır.

1- Fıkıh, dinin, tafsili delillerden çıkarılan, amel konularındaki hükümlerini bilmektir.

Fıkıh, dinin, tafsili delillerden çıkarılan, amel konularındaki hükümlerini bilmektir.

Fıkhi meseleler ya ahiret işleriyle alakalı olur ki bunlar ibadetlerdir. Ya da dünya ile alakalı hükümlerden ibaret olur ki bunlar da nikâh, muamele ve ceza bölümlerine ayrılır.

Allah Teâlâ dilediği vakte kadar bu dünyanın devam etmesini murad etmiştir. Bu da ancak insan türünün devamıyla olur. İnsan neslinin devamı da çocukları vasıtasıyla nesillerini devam ettirmeleri için erkeklerin kadınlarla evlenmeleriyle mümkündür.

Bir de insan türünün devamı şahısların mevcudiyeti ile mümkündür. İnsan ise belirli şartlarda yaşamaya elverişli olan yaratılışı sebebiyle hayatta kalmak için gıda, kıyafet ve barınak gibi insan gücü gerektiren şeylere muhtaçtır. Bu da ancak fertler arasında yardımlaşma ve ortaklık ile mümkün olur. Kısacası insan, sosyal bir varlık olarak yaratıldığından, hayat sahasını genişletmek için yardımlaşmaya ve ortaklıklara muhtaçtır, diğer mahlûklar gibi yalnız yaşaması mümkün değildir.

Hâlbuki her insan, işine yarayan şeyi sever; kendisine zararı dokunan şeyi ise istemez. Bu sebeple insanlar arasındaki adaletin ve nizamın devamı ve bozukluktan korunması, din tarafından teyit edilmiş kanunlara muhtaçtır. Evlilik konusundaki kanunlar, fıkıh ilminde nikâh bölümünde incelenir. Yardımlaşma ve ortaklık gibi insanların kendisiyle sosyalleştiği müesseseler de fıkıh ilminde muameleler bölümünde incelenir. Sosyalleşmenin istikrarını sağlamak adına tertip edilen cezalara ait hükümler de cezalar bölümünde incelenir.

Bu Mecelle’de, insanlar arasında cereyan eden durumların incelendiği muameleler bölümünün çok karşılaşılan konuları, kitap, bab ve fasıl gibi başlıklara ayrılarak muteber kitaplardan bir araya toplanmaya başladı. İşte mahkemelerde kendisiyle amel olunacak ferî meseleler aşağıda geleceği gibi bablarda ve fasıllarda zikrolunacak meselelerdir.

Şu da var ki: Meselelere tüm derinlikleriyle vakıf olan muhakkik âlimler, fıkhi meseleleri birtakım genel kurallara bağlamışlardır ki, bu kuralların her biri feri meselelerin çözümünde delil olarak kabul edilmiştir. Evvela bu genel kaidelerin anlaşılması, feri meseleleri anlamaya imkân verir ve fıkhi meselelerin çözüm yöntemlerinin zihinlerde yerleşmesini sağlar. Bundan dolayı maksut olan feri meselelere girmeden önce esasa dair 99 fıkıh kaidesi ikinci makale başlığı altında beyan edilmiştir. Tek tek incelendiklerinde her ne kadar bu genel kaidelerin istisnaları bulunsa da, kaideler birbirleri ile tahsis ve takyit edildiğinden bu durum, umumi olarak geçerli olmalarına zarar vermez.

İKİNCİ BÖLÜM

Fıkhın tarifi, fıkhi meselelerin dallarının beyanı ve Mecelle’ye dair malumat hakkındadır.

2- Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir.

3- Ukudda itibar; makâsıd ve maaniyedir, elfaz ve mebâniye değildir.

4- Şek ile yakîn zâil olmaz.

5- Bir şeyin bulunduğu hal üzere kalması asıldır.

6- Kadim, kıdemi üzere terk edilir.

7- Zarar kadim olmaz.

8- Beraeti zimmet asıldır.

9- Sıfat-ı ârızada asıl olan ademdir.

10- Bir zamanda sabit olan şeyin hilafına delil olmadıkça bekasıyla hükmolunur.

11- Bir emr-i hâdisin akrebi evkâtına izafeti asıldır.

12- Kelamda asıl olan manâyı hakikattir.

13- Tasrih mukabilinde delalete itibar yoktur.

14- Mevrid-i nasda içtihada mahal yoktur.

15- Alâ hilâfilkıyas sabit olan şey, saire makisün aleyh olamaz.

16- İçtihad ile diğer içtihad nakz olunmaz.

17- Meşakkat teysiri celb eder.

18- Bir iş zîk oldukta müttesa olur.

19- Zarar ve mukabele bizzarar yoktur.

20- Zarar izale olunur.

21- Zaruretler, memnû olan şeyleri mübah kılar.

22- Zaruretler, kendi miktarlarınca takdir olunurlar.

23- Bir özür için caiz olan şey, ol özrün zevâlile bâtıl olur.

24- Mâni zâil oldukta, memnû avdet eder.

25- Bir zarar, kendi misliyle izale olunamaz.

26- Zarar-ı âmmı def için, zarar-ı hâs ihtiyar olunur.

27- Zarar-ı eşed, zarar-ı ehaf ile izale olunur.

28- İki zarar tearuz ettikte ehaffı irtikâb olunur.

29- Ehven-i şerrayn ihtiyar olunur.

30- Def-i mefâsid, celb-i menâfîden evlâdır.

31- Zarar, bikaderilimkan def olunur.

32- Hâcet, umumi olsun, hususi olsun zaruret menzilesine tenzil olunur.

33- Iztırar, gayrin hakkını iptal etmez.

34- Alması memnû olan şeyin, vermesi dahi memnûdur.

35- İşlenmesi memnû olan şeyin, istenmesi dahî memnû olur.

36- Âdet muhakkemdir.

37- Nâsın isti‘mâli bir huccettir ki, onunla amel vacip olur.

38- Adeten mümteni olan şey, hakikaten mümteni gibidir.

39- Ezmânın tegayyürü ile ahkâmın tegayyürü inkâr olunamaz.

40- Âdetin delâletiyle manayi hakiki terk olunur.

41- Âdet, ancak muttarid veyahut galib oldukta muteber olur.

42- İtibar, galib-i şayia olup, nadire değildir.

43- Örfen maruf olan şey, şart kılınmış gibidir.

44- Beynettüccar maruf olan şey, beyinlerinde meşrut gibidir.

45- Örf ile tayin, nas ile tayin gibidir.

46- Mânî ve muktezî tearuz ettikte mânî takdim olunur.

47- Vücudda bir şeye tabi olan, hükümde dahi ona tâbî olur.

48- Tâbî olan şeye ayrıca hüküm verilmez.

49- Bir şeye mâlik olan kimse, ol şeyin zaruriyyâtından olan şeye dahi mâlik olur.

50- Asl sâkıt oldukta feri dahi sâkıt olur.

51- Asl sabit olmadığı halde ferin sabit olduğu vardır.

52- Sâkıt olan şey avdet etmez. Yani: Giden geri gelmez.

53- Bir şey bâtıl oldukta, onun zımnındaki şey dahi bâtıl olur.

54- Aslın ibkâsı dahil olmadığı halde bedeli ifâ olunur.

55- Bizzat tecviz olunmayan şey, bitteba‘ tecviz olunabilir.

56- İbtidâen tecviz olunmayan şey, bekâen tecviz olunabilir.

57- Bekâ, ibtidâdan esheldir.

58- Teberru, ancak kabz ile tamam olur.

59- Raiyye yani teba üzerine tasarruf maslahata menuttur.

60- Velâyet-i hassa, velâyet-i âmmeden ekvâdır.

61- Kelâmın i‘mâli, ihmâlinden evlâdır.

62- Manayı hakiki müteazzir oldukta mecaza gidilir.

63- Bir kelâmın i‘mâli mümkün olmaz ise ihmâl olunur.

64- Mütecezzî olmayan bir şeyin bazısını zikretmek, küllünü zikir gibidir.

65- Mutlak, eğer nassen yahud delâleten takyid delili bulunmaz ise ıtlakı üzere cârî olur.

66- Hâzırdaki vasıf lağv ve gâibdeki vasf muteberdir.

67- Suâl, cevapta iade olunmuş addolunur.

68- Sâkite bir söz isnad olunmaz lakin marazı hacette sükût beyandır.

69- Bir şeyin umur-u bâtınada delili, ol şeyin makamına kaim olur.

70- Mükâtebe, muhatabe gibidir.

71- Dilsizin işaret-i mahûdesi, lisanile beyan gibidir.

72- Tercümanın kavli her hususta kabul olunur.

73- Hatası zâhir olan zanna itibar yoktur.

74- Senede müstenid olan ihtimal ile huccet yoktur.

75- Tevehhüme itibar yoktur.

76- Burhan ile sabit olan şey, iyânen sabit gibidir.

77- Beyyine müddeî için ve yemin münkir üzerinedir.

78- Beyyine, hilâf-ı zâhiri ispat için ve yemin aslı ibkâ içindir.

79- Beyyine, huccet-i müteaddiye ve ikrar, huccet-i kâsıradır.

80- Kişi, ikrarıyla muaheze olunur.

81- Tenâkuz ile huccet kalmaz lakin mütenâkızın aleyhine olan hükme halel gelmez.

82- Şartın sübutu indinde, ona muallak olan şeyin sübûtu lazım olur.

83- Bikaderilimkan şarta riayet olunmak lazım gelir.

84- Vaadler, suret-i taliki iktisab ile lazım olur.

85- Bir şeyin nef‘i zamânı mukabelesindedir.

86- Ücret ile zamân müctemi olmaz.

87- Mazarrat, menfaat mukabelesindedir.

88- Külfet nimete ve nimet külfete göredir.

89- Bir fiilin hükmü failine muzaf kılınır ve mücbir olmadıkça amirine muzaf kılınmaz.

90- Mübâşir yani bizzat fail ile mütesebbib müctemi oldukta hüküm faile muzaf kılınır.

91- Cevâz-ı şerî, zamâna münâfi olur.

92- Mübâşir, müteammid olmasa da zâmin olur.

93- Mütesebbib, müteammid olmadıkça zâmin olmaz.

94- Hayvanâtın kendiliğinden olarak cinayet ve mazarratı hederdir.

95- Gayrin mülkünde tasarrufla emretmek batıldır.

96- Bir kimsenin mülkünde ânın izni olmaksızın âhar bir kimsenin tasarruf etmesi caiz değildir.

97- Bilâ sebeb-i meşrû birinin malını bir kimsenin ahz eylemesi caiz olmaz.

98- Bir şeyde sebeb-i temellükün tebeddülü, ol şeyin tebeddülü makamına kaimdir.

99- Kim bir şeyi vaktinden evvel istical eyler ise mahrumiyetle muateb olur.

100- Her kim, kendi tarafından tamam olan şeyi nakzetmeye say ederse sayi merduttur.

Hakkında Mustafa Şekerci

Bir cevap yazın