Salı , Kasım 24 2020

Cebrail (aleyhisselam) İle İlk Mülâkât: “Oku!”

عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ المُؤْمِنِينَ أَنَّهَا قَالَتْ: أَوَّلُ مَا بُدِئَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مِنَ الوَحْيِ الرُّؤْيَا الصَّالِحَةُ فِي النَّوْمِ، فَكَانَ لَا يَرَى رُؤْيَا إِلَّا جَاءَتْ مِثْلَ فَلَقِ الصُّبْحِ، ثُمَّ حُبِّبَ إِلَيْهِ الخَلَاءُ، وَكَانَ يَخْلُو بِغَارِ حِرَاءٍ فَيَتَحَنَّثُ فِيهِ – وَهُوَ التَّعَبُّدُ – اللَّيَالِيَ ذَوَاتِ العَدَدِ قَبْلَ أَنْ يَنْزِعَ إِلَى أَهْلِهِ، وَيَتَزَوَّدُ لِذَلِكَ، ثُمَّ يَرْجِعُ إِلَى خَدِيجَةَ فَيَتَزَوَّدُ لِمِثْلِهَا، حَتَّى جَاءَهُ الحَقُّ وَهُوَ فِي غَارِ حِرَاءٍ، فَجَاءَهُ المَلَكُ فَقَالَ: اقْرَأْ، قَالَ: «مَا أَنَا بِقَارِئٍ»، قَالَ: ” فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي حَتَّى بَلَغَ مِنِّي الجَهْدَ ثُمَّ أَرْسَلَنِي، فَقَالَ: اقْرَأْ، قُلْتُ: مَا أَنَا بِقَارِئٍ، فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي الثَّانِيَةَ حَتَّى بَلَغَ مِنِّي الجَهْدَ ثُمَّ أَرْسَلَنِي، فَقَالَ: اقْرَأْ، فَقُلْتُ: مَا أَنَا بِقَارِئٍ، فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي الثَّالِثَةَ ثُمَّ أَرْسَلَنِي، فَقَالَ: {اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ. خَلَقَ الإِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ. اقْرَأْ وَرَبُّكَ الأَكْرَمُ} [العلق: 2] ” فَرَجَعَ بِهَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَرْجُفُ فُؤَادُهُ، فَدَخَلَ عَلَى خَدِيجَةَ بِنْتِ خُوَيْلِدٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا، فَقَالَ: «زَمِّلُونِي زَمِّلُونِي» فَزَمَّلُوهُ حَتَّى ذَهَبَ عَنْهُ الرَّوْعُ، فَقَالَ لِخَدِيجَةَ وَأَخْبَرَهَا الخَبَرَ: «لَقَدْ خَشِيتُ عَلَى نَفْسِي» فَقَالَتْ خَدِيجَةُ: كَلَّا وَاللَّهِ مَا يُخْزِيكَ اللَّهُ أَبَدًا، إِنَّكَ لَتَصِلُ الرَّحِمَ، وَتَحْمِلُ الكَلَّ، وَتَكْسِبُ المَعْدُومَ، وَتَقْرِي الضَّيْفَ، وَتُعِينُ عَلَى نَوَائِبِ الحَقِّ، فَانْطَلَقَتْ بِهِ خَدِيجَةُ حَتَّى أَتَتْ بِهِ وَرَقَةَ بْنَ نَوْفَلِ بْنِ أَسَدِ بْنِ عَبْدِ العُزَّى ابْنَ عَمِّ خَدِيجَةَ وَكَانَ امْرَأً تَنَصَّرَ فِي الجَاهِلِيَّةِ، وَكَانَ يَكْتُبُ الكِتَابَ العِبْرَانِيَّ، فَيَكْتُبُ مِنَ الإِنْجِيلِ بِالعِبْرَانِيَّةِ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكْتُبَ، وَكَانَ شَيْخًا كَبِيرًا قَدْ عَمِيَ، فَقَالَتْ لَهُ خَدِيجَةُ: يَا ابْنَ عَمِّ، اسْمَعْ مِنَ ابْنِ أَخِيكَ، فَقَالَ لَهُ وَرَقَةُ: يَا ابْنَ أَخِي مَاذَا تَرَى؟ فَأَخْبَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ خَبَرَ مَا رَأَى، فَقَالَ لَهُ وَرَقَةُ: هَذَا النَّامُوسُ الَّذِي نَزَّلَ اللَّهُ عَلَى مُوسَى، يَا لَيْتَنِي فِيهَا جَذَعًا، لَيْتَنِي أَكُونُ حَيًّا إِذْ يُخْرِجُكَ قَوْمُكَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَوَ مُخْرِجِيَّ هُمْ»، قَالَ: نَعَمْ، لَمْ يَأْتِ رَجُلٌ قَطُّ بِمِثْلِ مَا جِئْتَ بِهِ إِلَّا عُودِيَ، وَإِنْ يُدْرِكْنِي يَوْمُكَ أَنْصُرْكَ نَصْرًا مُؤَزَّرًا. ثُمَّ لَمْ يَنْشَبْ وَرَقَةُ أَنْ تُوُفِّيَ، وَفَتَرَ الوَحْيُ

3- Aişe (radıyallahu anha) anlatıyor: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e vahiy ilk olarak uykusunda gördüğü salih rüyalar şeklinde gelmiştir. Gördüğü hiçbir rüya yoktu ki, sabah aydınlığı gibi ortaya çıkmasın. Sonra ona halvet (yalnızlık) sevdirildi. Yanına azık alır ve ehline dönmeden birçok geceler Hira mağarasında kalırdı -İbrahim (aleyhisselam)’ın hanif dinine göre ibadet ederdi.- Sonra Hatice (radıyallahu anha)’nın yanına döner ve azık alırdı. Ta ki o, Hira mağarasında bulunduğu bir sırada kendisine Hak (olan İslam’ın habercisi olan melek) geldi. Gelen melek: “Oku!” dedi. O, “Ben okuma bilmem.” dedi.

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dedi: “Melek beni takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra bıraktı ve ‘Oku!’ dedi. ‘Ben okuma bilmem.’ dedim; ikinci kez takatim kesilinceye kadar beni sıktı sonra bıraktı. Tekrar, ‘Oku!’ dedi. ‘Ben okuma bilmem.’ dedim ve beni üçünde defa takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra bıraktı ve: ‘Yaratan rabbinin adıyla oku! O, insanı alaktan (asılıp tutunan zigottan) yaratmıştır. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.’[3] dedi.

Vahyin Ürpertisi

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem vahyin ağırlığından ve haşyetinden) kalbi ürperdiği halde döndü ve Hatice binti Huveylid (radıyallahu anha)’nın yanına girdi. Ona, “Beni örtün! Beni örtün!” dedi. Onu örttüler; ta ki (bir süre sonra) korkusu gitti. (Başına gelenleri) haber vererek Hatice (radıyallahu anha)’ya, “(Başıma gelenden dolayı) kendim için çok korktum.” dedi. Hatice (radıyallahu anha): “Asla! Allah (celle celalühü) asla seni üzmez. Sen akrabanı gözetirsin, acizlere yardım edersin, yoksullara mal verirsin, misafirperversin ve hak sahiplerine yardım edersin.” dedi.

Varaka b. Nevfel

Daha sonra Hatice (radıyallahu anha) onu amcasının oğlu olan Varaka b. Nevfel b. Esed b. Abdüluzza’ya götürdü. O, cahiliyede Hristiyan olmuş biriydi. İbranice bilir; İncil’den Allah’ın dilediği kadar yeri İbranice yazardı. Kör olmuş, yaşlı bir kişiydi. Hatice (radıyallahu anha) Varaka’ya: “Ey amcamın oğlu! Dinle bak, kardeşinin oğlu ne söylüyor. Bu hususta ne dersin?” dedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) başına gelenleri ona anlattı. Varaka: “Bu Allah’ın Musa (aleyhisselam)’a indirmiş olduğu Nâmûs’tur. Keşke ben genç biri olsaydım da kavmin seni yurdundan çıkardığında senin yanında olabilseydim.” dedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Onlar beni çıkaracaklar mı?” diye sordu. Varaka: “Evet! Senin getirdiğin gibisini getirip de kendisine düşman olunmayan yoktur. Şayet o güne yetişirsem sana ciddi şekilde yardım ederim.” dedi. Çok geçmeden Varaka vefat etti. Vahiy bir müddet kesildi.

Hakkında Mustafa Şekerci

Ayrıca Bakınız

Rum Kayseri Hirakl’in İslam’a Davet Edilmesi

Rum kayseri Hirakl'in Ebû Süfyan'a Rasulullah ile alakalı sorduğu sualler ve Rasulullah'ın Hirakl'i İslam'a davet için gönderdiği mektubu...

Bir cevap yazın