Şefaat Yazıları (6): Tarihte ve Diğer Dinlerde Şefaat Anlayışı

Tarihte ve diğer dinlerde şefaat meselesini üç başlık altında ele almamız mümkündür:

1- DİĞER DİNLERDE ŞEFAAT

Kutsal olduğuna inanılan bazı kişilerin ya da melekler gibi ruhanî varlıkların ahirette insanların bir kısmına şefaat edeceği inancı ve şefaat istemek üzere onlara dua edilebileceği düşüncesi birçok dinde mevcuttur. Şefaat inancı, insanın birtakım tesirler sebebiyle işlediği günahlardan kurtulma isteğinin doğurduğu sonuçlardan biridir.[1] Yahudilik ve Hıristiyanlıkta önemli bir yere sahip olan şefaat inancı, tarih boyunca insanların inanç dünyasında çeşitli tezahürleriyle hep var olmuştur.[2]

a. Yahudilikte Şefaat

Monoteist (tek tanrılı) bir din olan Yahudilik inancının ilk zamanlarında bir şefaat düşüncesinin olmadığı bilinmektedir. Fakat Helenistik Yunan felsefesindeki, fizik âlemle metafizik âlem arasındaki ilişkinin ancak bir aracı vasıtasıyla sağlanabileceği düşüncesinin tesiriyle, şefaat kavramı zaman içerisinde Yahudilik inancında da zikredilmeye başlamıştır. Ancak Yahudiliğe sonradan dahil olan şefaat inancı İslam öğretisindeki şefaat inancından farklı bir yapıda şekillendiği görülür. Yahudi inancına göre, Allah’ın (celle celalühü) yeryüzündeki iradesi insan aracılığıyla gerçekleşmektedir. Dolayısıyla şefaat inancı böyle bir ilişkide ortaya çıkmakta ve insan yeryüzünde Allah’ın (celle celalühü) iradesinin gerçekleşmesine aracılık etmektedir.[3] Ayrıca Kur’an-ı Kerîm’de şefaati nefyeden ayetlerin doğrudan İsrailoğullarını muhatap alan ayetler[4] olması da Yahudilikte şefaat inancının var olduğuna ancak yanlış yapıda şekillendiğine işaret etmektedir.

b. Hıristiyanlıkta Şefaat

Temel akîdesi teslis olan Hıristiyanlık inancına göre İsa (aleyhisselam), insan üstü bir varlık olup başka bir yaratılışa sahiptir. [5] Bu doğrultuda yerde ve gökte tüm hakimiyetin İsa’ya (aleyhisselam) ait olduğuna inanılır. Nitekim Ahd-i Cedîd’de İsa’nın (aleyhisselam) “Gökte ve yerde bütün hakimiyet bana aittir” ifadesine yer verilmektedir.[6] İncil’de günahkarların günahlarının ancak İsa’nın (aleyhisselam) ismiyle bağışlanacağı şeklinde yer alan ibareler[7], Hıristiyanlıktaki şefaat inancının temelini oluşturmaktadır. Hıristiyanlıkta şefaatin Süryanice avukat manasında bir kelime olan “Sniğrutho” ile ifade edilmesi[8] ve İsa’nın (aleyhisselam) insanların yüklendiği aslî günahların bağışlanması için kendini feda ettiği inancı da Hıristiyanlıkta şefaat inancının var olduğunu açıkça göstermektedir.

Hıristiyan kaynaklarına göre İsa’nın (aleyhisselam) şefaati üç şekilde gerçekleşir:[9]

I. İnsanların işledikleri günah için Allah (celle celalühü) katında yapacağı şefaat.

II. İnsanların dua ve ibadetlerinin kabulü için yapacağı şefaat.

III. İnsanların Allah’ın (celle celalühü) rızasını kazanmaları için yapacağı şefaat.

2- İSLAM ÖNCESİ CAHİLİYE ARAPLARINDA ŞEFAAT

İslam öncesi Arabistan Yarımadasında çeşitli inançlar bulunmaktaydı. Putperestliğin hâkim olduğu bu coğrafyada ehl-i kitaba mensup insanlar olduğu gibi, Hz. İbrahim’in (aleyhisselam) yolunu takip eden Hanifler de vardı. Şehristânî, Arapları, yaratıcıyı ve öldükten sonra dirilmeyi inkâr edenler, yaratıcı ikrar edip öldükten sonra dirilmeyi inkâr edenler ve peygamberleri inkar edip putlara tapanlar olmak üzere üçe ayırmıştır.[10] Kur’an-ı Kerîm’de birçok ayette ahireti ve öldükten sonra dirilmeyi inkar ettikleri belirtilen[11] Mekke müşriklerinin, başka birçok ayette de tapmış oldukları putları Allah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile kendileri arasında şefaatçi kabul ettikleri belirtilmiştir. [12] Şefaat inancına sahip olduklarını Kur’an’dan da anladığımız putperest Arapların ahiret inancına sahip olmadıklarından dolayı şefaati dünyada rızık ve ihsan için şefaat olarak gördükleri muhtemeldir.

3- İSLAM TARİHİNDE ŞEFAAT

Öncelikle şu bilinmelidir ki şefaati “bir kimse için Allah’tan (celle celalühü) hayır istemek” şeklinde ele aldığımızda bir kimseye dua etmek hatta cenaze namazını kılmak bile şefaate dahil olacaktır. Şüphesiz ki bizim konumuz olan şefaat bunlar değildir. Bizim konumuz olan şefaat, ahirette cennete cehenneme veya mevkife taalluk eden şefaattir. İslam tarihinde Asr-ı Saadetten bu yana şefaatin fasık ya da salih tüm müminler için hak ve sabit olduğuna dair icma’ oluşmuş ve bu hususta bazı bid’î fırkalar dışında herhangi bir ihtilaf meydana gelmemiştir. Tarih boyunca Ehl-i Sünnet uleması şefaatin hak olduğuna dair deliller serdetmiş ve inkâr edenlerin şüphelerine gerekli cevaplar vermiştir. Ayrıca Ehl-i Sünnet dışı bid’î fırkalardan Kerramiyye ve Rafızîlerin bir kısmı da şefaati kabul etme konusunda Ehl-i Sünnetin görüşündedir.[13] Şefaati inkâr eden fırkalar ise şunlardır:

a. Mu‘tezile

Lügatte “ayrılmak ve uzaklaşmak” manasında olan[14] i’tizâl kökünden türemiş olan Mu’tezile kelimesi, ıstılahta Vâsıl b. Atâ’nın Hasan Basrî’nin (radıyallahu anh) mescidinden ayrılmasıyla ortaya çıktığı bilinen Ehl-i Sünnet dışı bir fırkadır.

Mu’tezile’nin tüm görüşlerini dayandırdığı beş aslı vardır. Nitekim Mu‘tezile’nin önde gelen isimlerinden Kâdı Abdu’l-Cebbâr, Şerhu’l-Usuli’l-Hamse isminde, bu beş aslı şerh eden bir kitap yazmıştır.

Mu‘tezile şefaati tümüyle inkar etmez. Bilakis şefaatin sadece tövbe eden müminlere ait olduğunu, büyük günah işleyen fasık müminler için şefaatin söz konusu olmadığını savunur. Bunu da bu beş aslından “vaad-vaîd” aslına dayandırır. Nitekim Kâdı Abdu’l-Cebbâr “vaad-vaîd” aslını şerh ederken şöyle der: “Ümmet arasında Peygamberimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) şefaatinin sabit olduğu konusunda ittifak vardır, ancak şefaatin kime olacağı konusunda ihtilaf vardır. Bize göre şefaat sadece tövbe eden müminler içindir.”[15]

Yine de Mu‘tezile’den şefaati tamamıyla inkar edenler vardır. [16]

b. Havâric

Başlangıçta siyasî sebeplerle ortaya çıkıp, daha sonra i‘tikadî bir boyut kazanan Hâricîlik, cahil ve taassup sahibi bedevîlerden oluşması[17]sebebiyle belli bir temele ve mürettep kelâmî yapıya sahip değildir. Hâricîlerin İbâziyye fırkası dışında[18] tüm fırkalarının ittifak ettiği, büyük günah işleyenin kafir olacağı görüşü,[19] onları şefaati inkâr etmeye götürmüştür. Nitekim Hâricî alimlerden Sâlimî, şefaatin sadece takva sahibi kimselere ait olduğunu, şakî ve fasıklara şefaat olmadığını söyler.[20]Ayrıca Mu‘tezile’den tesirlenerek bazı görüşleri benimsediği bilinen Hâricîlerin şefaati de Mu‘tezile’den tesirlenerek inkar etmiş olması muhtemeldir.[21] Dolayısıyla Mu‘tezile’nin getirdiği şüphelere cevap vermek Hâricîlere de cevap vermek olacaktır.

c. Zeydiyye

Şia’nın Zeydiyye fırkası da “el-Menzile beyne’l-Menzileteyn” görüşü dışında Mu’tezile itikadına sahip olduğundan[22]şefaati inkar etmiştir. Zeydiyye’nin Mu’tezile itikadına sahip olmasının sebebi ise Zeydiyye’nin imam kabul ettiği Zeyd b. Ali’nin, Mu’tezile’nin reisi Vasıl b. Atâ’nın talebesi olmasıdır.[23]

Ez cümle, Ehl-i Sünnete göre şefaat salih veya fasık tüm müminler için geçerliyken, Mu’tezile ve diğer fırkalara göre ise sadece tövbe etmiş ve cennete girmeyi hak etmiş müminler için geçerlidir. Görüldüğü üzere birtakım delillere ve asılla dayanarak şefaati inkâr eden fırka sadece Mu’tezile’dir. Diğer fırkalar ise Mu’tezile’den etkilendikleri ve taklit ettikleri için inkâr eder.

[1] Mehmet Yılmaz, Kur’ân’da Şefaat Kavramı ve Yaygın Şefaat Anlayışıyla Karşılaştırılması, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2006, s. 14.

[2] Fatih Kesler, Kur’ân-ı Kerîm ve Hadislerde Şefaat İnancı, Tasavvuf İlmî ve Akademik. Araştırma Dergisi, İstanbul 2004, XIII/120.

[3] Mehmet Yılmaz, a.g.e, s. 14-15.

[4] Bakara, 48.

[5] Ahmet Kahraman, Mukayeseli Dinler Tarihi, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2017, Baskı: 12, s. 239.

[6] Matta 28/18.

[7] Rasullerin İşleri, X/42-43.

[8] Hanna Dolabânî, Azizlerin Şefaati, Çev. Gabriyel Akyüz, Mardin 1988, s. 5.

[9] Hanna Dolabânî, a.g.e, s. 21-25.

[10] eş-Şehristânî, , el-Milel ve’n-Nihal, Dâru İbn Hazm, Beyrut 2005, Baskı: 1, s. 358-359.

[11] Yâsin, 78, Mü’minûn, 82, Saffât, 16, Vâkıa, 47, Nâziât, 10-12.

[12] En’am, 94 Rum, 13 Yasin, 23 Zuhruf, 86.

[13] İbn Hazm, el-Fasl fi’l-Milel ve’l-Ehvâ’ ve’n-Nihal, Türkiye Yazma Eserler Kurumu. Başkanlığı, İstanbul 2017, Baskı: 1, III/77.

[14] İbn Manzûr, a.g.e, XI/526.

[15] Kâdı Abdulcabbar, a.g.e, s. 688.

[16] Ebû Şekûr es-Sâlimî, et-Temhîd fî Beyâni’t-Tevhîd, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Thk. Dr. Ömer Türkmen, Ankara 2017, Baskı: 1, s. 248, Kâdı Ebû Bekr el-Bâkillânî, Temhîdü’l-Evâil ve Telhîsü’d-Delâil, Müessisetü’l-Kütübi’s-Sakâfiyye, Beyrut 2016, Baskı: 2, s. 427.

[17] Ebu’l-Vefâ et-Taftazânî, İlmü’l-Kelam ve Ba’zu Müşkilâtihî, Dâru’s-Sakâfe, Kahire, s. 34-35.

[18] Kahtân Abdurrahman ed-Dûrî, el-Akîdetu’l-İslâmiyye ve Mezâhibüha, Nâşirûn, Beyrut 2006, Baskı: 1, s. 68.

[19] eş-Şehristânî, a.g.e, s. 76.

[20] Ebû Muhammed Abdullah b. Hamîd es-Sâlimî, Meşâriku Envâri’l-Ukûl, Dâru’l-Cîl, Thk. Ahmed b. Ahmed el-Halîlî, Beyrut 1989, Baskı: 1, II/132.

[21] Konu hakkında geniş bilgi için bkz. Abdullatif b. Abdulkadir, Te’s’iru’l-Mu’tezile fi’l-Havâric ve’ş-Şîa’.

[22] eş-Şehristânî, a.g.e, s. 101-102.

[23] Kâdı İsmail b. Ali el-Ekva’, ez-Zeydiyye Neş’etüha ve Mu’tekadâtüha, Mektebetü’l-Ceyli’l-Cedîd, Yemen 2007, Baskı: 3, s. 14; el-Kefevî, Ketâib’u E’lâmi’l-Ehyâr min Fukahâi Mezhebi’n-Numâni’l-Muhtâr, Meketebetü’l-İrşâd, Thk. Prof. Dr. Saffet Köse, Doç. Dr. Murat Şimşek, Yar. Doç. Hasan Üzer, Dr. Huzeyfe Çeker, Prof. Güneş Öztürk, İstanbul 2017, Baskı: 1, II/44.

Hakkında MEŞİHAT

Dini soruların cevap kapısı. İslam'a dair tüm sorularınızı Whatsapp aracılığıyla bize sorabilir; arama kısmından sitemizdeki yüzlerce cevaba ulaşabilirsiniz.

Ayrıca Bakınız

Şefaati İnkâr Edenlerin Şüphelerine Cevaplar

Şefaati İnkâr Edenlerin Şüphelerine Cevap | Şefaat Yazıları (8)

Mu’tezile, şefaatin sadece tövbe etmiş cennetlik müminlere ait olduğunu ve büyük günah işleyen Müslümanlar için sabit olmadığı görüşünü savunmaktadır. Onların şefaati inkâr hususundaki bazı şüpheleri ve cevaplarını zikredelim:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir